Keman

keman

Keman

Keman Nedir? Keman müzik aleti.

Keman Dünya üzerinde en çok bilinen müzik aletlerinden biridir. Benzersiz bir sese sahip olup orkestralarda önemli bir yere sahiptir.  Eyüp Kuşçu Music olarak size kemanı anlatmaya çalışacağız.

keman

Wikipedia

 

Keman (veya viyolon), viyola ve viyolonselin de bulunduğu violin ailesinin en yüksek tondan çalan, en küçük üyesidir. Dört teli vardır. Akord sesleri pesten tize sol, re, la ve mi’dir.

Keman yayına arşe denir. Arşede yapay ya da gerçek at kılının yanı sıra ham misina olarak adlandırılan bir madde de kullanılabilir. Ayrıca yayını düzgünleştirmek ve sesi güzelleştirmek amacıyla arşeye reçine adı verilen madde sürülür. Reçinenin rengi bala benzer. Katı bir maddedir.

Almanca Geige, Fransızca violon, İngilizce violin, İtalyanca violino’dur. Uzunluğu 60 cm’dir. Yayla çalınan telli bir çalgıdır. Notası, ikinci çizgi Sol açkısı ile yazılır. Orkestralarda, genel olarak (Solo, I, II) üç partisi bulunur. Solo ve eşlik görevi verilir (özellikle bir solo çalgıdır). Hiçbir çalgıda olmayan ses rengiyle, çok zengin bir anlatım gücü vardır.

Kemanı çalmayı öğrenme süresi kişilerde enstrümanın kendi mekanizması ve pek çok varyasyon içeren çalım tekniklerinden dolayı değişiklik gösterir.Uzun bir süre yay tutuşu ve yay çekmeyi öğrendikten sonra bilinen şarkılar çalınmaya başlanır.Keman çalmaya küçük yaşlardan başlanması önerilir.

Keman gibi yaylı enstrümanların kökeni, Orta Asya göçebe atlı kültürlerinden gelmektedir; KazakKopuzu buna misal olarak gösterilebilir. Tüm bu enstrümanların yayları günümüzde de olduğu gibi at kılından yapılır. Bu müzik aletleri, Orta Asya’dan İpek Yolu aracılığıyla, Çin’e, Hindistan’a ve Orta Doğu’ya yayılmıştır. Orta Doğu’da Bizans, lir adı altında ilkel bir keman çeşidi geliştirmiştir. Günümüz anlamdaki keman ilk olarak 14.yüzyılda Kuzey İtalya’da ortaya çıktı. Bu dönemden sonra keman Avrupa’da yayıldı. İlk keman yapımcılarının Rebec, Rönesans da Fer tarafından Ortaçağ’da İtalya’da Lira da Braci, Fransa’da Viel adlarıyla kullanılan yaylı çalgılar Keman’ın atası sayılır. Lavignac, Keman’ın Türklerin Kemençe’i guz (Oğuz Kemençesinden)alındığını yazar. Bazı kaynaklarda ise Arapların Rebab’ından geliştirildiği öne sürülmüştür. 16.ve 17. yüzyıldaki Keman yapım ustaları Nicolo Amati, Paolo Maggini, Giuseppe Guarneru, Antonio Stradivarius Keman’a son şeklini vermişlerdir. Keman asıl biçimi korumakla birlikte 19. yüzyılda bazı değişikliklere uğradı. Çağdaş kemanda gövde ve sap daha uzun, köprü daha yüksektir.

Birinci keman ile ikinci keman

Renk değişmez dolgunlaşır (çalanların sayısı çoğalırsa, duyulusu yumuşak bir de tahta çalgı eklenir. Yaylı çalgıların duyulusu egemen kalır. Fakat biraz dolgunlaşmış olur).Keman ile Viyola: Kemanların birleşmesinden çok farklı bir etki yapmaz. Kemanın rengi egemendir. Dolgun ve yumuşak bir renk sağlanır.

Keman ile viyolonsel

Dolgun bir duyuluş sağlanır. Viyolonselin ses rengi egemendir. Birinci Keman, ikinci Keman, Viyola ve Viyolonsel: Bunların dördünün sesdeş olarak çalması, alto ve tenor katında mümkündür. (F) de gayet kuvvetli, (P) de özellikle dolgun ve yumuşak bir renk sağlanır.

Sekizliden çiftleme

Birinci keman ile ikincisi arasında boy farkı,ağırlık farkı ve tel farkı vardır bu farklara Çok sık rastlanır, özellikle ezgi yüksek soprano seslerinden daha yukarılara çıktığı zaman kullanılır. Çünkü bu katta Mi telinin dolgunluk ve anlatım gücü azalır. Bundan başka, birinci kemanlar ikinci kemanlarla sekizli aşağıdan katlanmazsa, bütün diğer çalgılardan uzakta, yalnız kalır.

Kemanlar

Bu biçim duyulusu zayıflatır ve küçük orkestrada özellikle belli olur. Buna rağmen bazı durumda ezgi çok incelerde iken ve tahta çalgılarla katlayarak kulanılır.

Keman ile viyola

Buna çok sık rastlanır, özellikle görüntü biçiminden birbirlerine benzedikleri için, insanlar boyutlarına bakmadan bu keman diyebilirler.

İki sekizden çiftleme

Birinci Keman, ikinci Keman ve Viyola ya da Birinci Keman, ikinci Keman ve Viyolonsel

Bu biçim geniş ve uzun ezgilerde kullanılır. özellikle (eb) de yapılır

Üç ve dört sekizliden çiftleme

Birinci keman, ikinci keman, viyola ve viyolonsel ( telli kontrbas )

Bu biçim çok az kullanılır ve soluklu çalgılarla katlanmaz kullanılır

Şimdi ise keman hakkında başka bir kaynaktan alıntımızı getiriyoruz.

Nedir?

Keman

Yaylı sazların en önemlisidir. Araplar’ın rebabından örnek alınarak geliştirilmiştir. 10. yüzyıla doğru Avrupa’ya geçmiştir. 16. yüzyılın başında da Italyan ustalar kemana bugünkü şeklini vermişlerdir. Venedik yakınlarındaki Cremona kasabasında yetişen Andreas Amati, Antonİo Stradivarİ ve Guarnieri tarihin en ünlü keman yapımcılarıdır. Kemanın 70 ayrı parçası vardır. Bunların yapıştırılmasında tutkal kullanılır. Sol, re, la, mİ sesleri veren dört teli vardır. Keman, ortalama 60 – 62 santim boyunda olur, bunun 25 santim kadarı saptır. Yay da 75 santim kadardır.

Keman Batı müziğinde piyanodan sonra en fazla tercih edilen virtüözlük çalgı aletidir. Keman (violon), alto (vlola), çello (violonsel) ve kontrbastan kurulu yaylı sazlar topluluğuna orkestrada «keman ailesi» adı verilir. Orta Asya Oğuz Türklerinin bir çalgısı olan Oğuz Kemençesi (kemençe-i guz) nin kemanın menşei olduğu ve Hindistan’a yayılmasından sonra Haçlı seferleri ile Avrupa tarafından tanındığı ve geliştirildiği bazı kaynaklarda belirtilmektedir. Avrupa’da, özellikle İtalya’da gelişen keman, bu gelişmesini 16. yüzyılın başlarından 17. yüzyılın sonuna kadar olan süre içerisinde tamamladı.

İslam dininin harbe hazırlık dışında çalgılara müsaade etmemesinden keman, Osmanlılar zamanında hemen hemen hiç kullanılmamıştır. Ancak Tanzimatın ilanından sonra batı kemanı olarak girmeye başlamıştır. Keman, başlıca sekiz kısımdan ibaret bir çalgıdır. Bu kısımlar: Gövde, üst kısım, alt kısım, siyah tahta, telleri tutan köprü arkasındaki siyah abanoz kısım, eşik, salyangoz ve anahtarlardır. Yapımı zor olan kemanın boyu 60-62 santimetredir. Bunun 38 santimetresini gövde, 25 santimetresini ise sap teşkil eder. Keman yayı 75 cm uzunluğunda, reçinelenmiş at kılındandır, gövde, içi boş olup, ince tahtadan yapılır. Kemandaki teller sol, re, la ve mi (en kalın, kalın, ince, ve en ince) telleridir. Ekseriya kırmızımsı sarı, vişne çürüğü, bazen koyu sarı, turuncu, kahverengi, kırmızı cila ile renklendirilir.

 

İnce uzun şekilli olan keman ucu çeneye dayanarak, sapı sol elle tutulmak ve parmaklar tellere basmak suretiyle ve sağ elin tuttuğu yay tellere sürterek çalınır. Normal olarak keman öğrenimi dokuz senede tamamlanır. Virtüözlük için gerekli olan çalışmalar ise bunun haricindedir. Ses sahası 4,5 sekizlik olan keman için notalar sol anahtarı ile yazılır. Meşhur bestekar Boch ile başlayan, keman için müzikparçalarının (konçertoların) bestelenmesi, zamanla yaygınlaşarak çok büyük sayılara ulaşmıştır. Keman, çok geniş ses imkanlarına sahip olduğundan dolayı orkestra içinde veya tek başına (solo) olarak yaygın bir şekilde kullanılır.

keman2

 

Kaynakça: Wikipedia, Nedir

Bu bilgileri faydalı buldunuz mu? Eklemek veya düzeltmek istediğiniz bir yer mi var? Yorumlarda bizimle iletişime geçin!

Klarnet

klarnet

Klarnet

Klarnet nedir? Klarnet hakkında bilgi.

Klarnet halk arasında sevilen üflemeli bir enstrümandır. Ses çıkartması dahi oldukça zor olmakla beraber ustasından dinlendiğinde müziği adeta ruhunuza işlemektedir.

Şimdi klarnet hakkında bulduklarımızı sizlerle paylaşmak isteriz.

Wikipedia

Klarnet (klarinet ya da gırnata), sert ve dayanıklı ağaçlardan genellikle de abanoz ağacından yapılan üflemeli bir çalgı türüdür. Bir çeşit sert kauçuk olan ebonitten, ayrıca metalden yapılanları da vardır.

Klarnetler, beş parçanın birleşmesinden oluşur, bunlar:

  • Ağızlık (Bek)
  • Fıçı (Barel)
  • Üst gövde
  • Alt gövde
  • Kalak (Pavillon da denir)

Klarinetin gövdesi silindir biçimindedir. Kalak bölümü ise obuanın kalağına oranla daha geniştir. Dikkatlice yontulup biçimlendirilen bu kamış parçası, ağızlık üzerine takılır. Çalıcının nefesi ile titreşime geçirilen kamış, boru içindeki havayı titreşime geçirerek ses elde edilmesini sağlar. Çalıcının sol eli yukarıda, sağ eli ise aşağıda olmak üzere az bir eğimle yere doğru tutulur.

Flüt ve obuada olduğu gibi, klarnetin gövdesinde de ses deliklerini açmaya ve kapatmaya yarayan metal bir mekanizma vardır. 1840 sıralarında “Boehm sistemi” flüte uygulandıktan sonra, Paris konservatuarı öğretim üyesi ve klarnetçi Klosé, bu sistemin klarnete de uygun olduğunu görmüş ve Boehm sistemi klarnete uygulanmıştır. Daha sonra farklı zamanlarda farklı kişiler tarafından bu sistem geliştirilmiştir.

Klarnet tarihi 19. yüzyılda Chalumeau (Şalümo) adıyla orkestralarda icra edilen bu nefesli saz klarnetin atasıydı. Fransızcadan gelen bu isim nefesli sazların genel adıydı. Aynı yüzyılda Denner adlı çalgı yapım ustası Şalümo’yu geliştirerek bugünkü sisteme doğru ilk adımı atmıştır. 18. yüzyılda keşfedilen enstrümanın orkestraya dâhil edilmesi 1750 yılında olmuştur. 1800’lü yıllarda klarnetin oda orkestralarında yaygınlaşmasında Mozart’ın rolünün büyük olduğu bilinmektedir. 1812’de Paris Konservatuarı’nda öğretim üyesi olan Ivan Müler klarnete farklı mekanikler ekledi. Müller’in 13 tuşlu hale getirdiği enstrüman Denner’in sistemine göre daha karmaşıktı. 1840 yılında ses sistemleri için metal tuş mekanizması flüt ve obua’da olduğu gibi klarnette de kullanılmıştır. Paris Konservatuarı Klarnet bölümü öğretim üyesi Klose Boehm Sistemini klarnete uyguladıktan sonra 1860 yılına kadar enstrüman üzerinde mekanik gelişmeler devam etti. 1900- 1925 yılları arasında klarnet artık radyo ve stüdyo kayıtlarında önemli yer tutmaya başladı. Perde sistemlerinin esas amacı akustiğin daha kaliteli elde edilmesi yönünde idi. Şalümo ile 1600’lerde 1,5 oktav ses genişliğiyle yola çıkan klarnet Mozart’ın konçerto ve Quintetlerinde yumuşak ve koyu sesiyle klasik, caz ve pop orkestralarının vazgeçilmez nefesli sazı olarak bugün konservatuarlarda eğitim metotlarında ve müzik literatüründe yerini almıştır.

Klarinetin notaları sol anahtarı üzerine yazılır. Ses genişliği neredeyse 4 oktav kadardır. Bu genişlik içinde tüm diatonik ve kromatik sesler elde edilebilir. Dördüncü ek çizgideki sol notasından daha ince notaların çalınması biraz güç olduğu için bu sesler pek kullanılmaz. Eğer kullanılması isteniyorsa da küçük klarinet kullanılır. En kalın mi notasından bir sonraki oktav içerisindeki si bemol notasına kromatik olarak olarak, aşağıdan yukarıya doğru ses deliklerinin sırasıyla açılması yoluyla elde edilir. Bu Si bemolün incesindeki seslerin elde edilişi, flüt ve obuadakinden biraz farklıdır. Flüt ve obuada en kalındaki esas seslerden sonra gelen sesler, bu esas seslerin ikinci doğuşkanları (bir oktav incesi) olarak, daha incelerde ise, esas seslerin genellikle dördüncü doğuşkanları (iki oktav incesi) olarak elde edilirler. Klarinette ise (gövdesi silindir biçiminde olduğundan) elde edilen doğuşkanlar tek sayılıdır (3, 5, 7, 9). Üçüncü çizgi Si sesi klarinetin yazılı en kalın sesi olan mi sesinin dudak ve nefes ayarı, ayrıca bir yardımcı perde yardımı sonucunda çıkarbılan üçüncü doğuşkanıdır yani 1 oktav ve tam 5’li. bu Si sesinden üçüncü ek çizgi Fa’ya kadar olan sesler kromatik olarak bu yolla elde edilir. Fa’nın daha incesindeki sesler çeşitli yollardan, her klarinetçiye ve klarinet yapısına göre değişebilen yollarla elde edilir.

Klarinetin tınlama bölgeleri

Klarinetin dört farklı tınlama bölgesi vardır:

  1. Kalın ses bölgesi : En kalın ses olan Mi’den bir oktav incesi Fa diyez notasına kadar olan bölgedir. Zengin, madeni, gizemli, karanlık ve dramatik sözcükleri ile tanımlanabilir. Bu ses bölgesine “Şalümo” (Chalumeau) bölgesi de denir. “Şalümo” klarnetin atası olan eski bir çalgının adıdır.
  2. Kötü sesler : Sol notasından üç yarım perde sonraki si bemol notasına kadar olan bölgedir, klarinetin en kötü sesleridir, zayıf, soluk hem de elde edilmesi biraz daha güçtür.
  3. Orta ses bölgesi : Si notasından ikinci ek çizgi Do notasına kadar olan ve klarinetin en güzel sesleridir. Bu bölgeye “klarino” (Clarino) ses bölgesi denir. En güzel ve en etkili klarinet soloları bu ses bölgesinde yazılmıştır. Bu sesler duru, parlak, ılık ve etkileyicidir.
  4. İnce ses bölgesi : İkinci ek çizgi Do’dan sonraki daha ince seslerdir. Gür çalındığında sert ve rahatsız edici fakat kısık sesle çalındığında ılık ve yumuşak, flüt ses rengine yakın bir tını özelliği gösterir.

Teknik özellikleri

Klarinet, çeviklik bakımından flüte çok yakındır. Her çeşit hızlı, parlak, gösterişli pasajlar, diziler, arpejler, grupetto ve benzeri figürler, tril ve tremololar rahatlıkla çalınabilir. Genellikle tek dil kullanırlar. Çift dil ve üç dil çok zor olduğundan, özel durumlar olmadıkça kullanılmaz. Bir ses bölgesinden başka bir ses bölgesine geniş aralıklı atlamalar, klarinete özgü kolaylıklardan biridir. Ancak hızlı tekrarlanan sesleri çalmakta oldukça sınırlıdır. Klarinetin en önemli özelliklerinden biri de, gürlük kontrölü bakımından son derece yetenekli olmasıdır. Çok kısık sesle ve çok gür sesle çalınabilir.

Klarinete orkestrada hızlı, akıcı, parlak, gösterişli pasajlardan geniş duygusal ezgilere dek her türlü görev verilir. Duru ve parlak ses rengi ile birleşen etkili kreşendo ve dekreşendo yeteneği, klarinetin “Espressivo” solo pasajlarda sık sık görevlendirilmesine neden olur. Ses rengi diğer tahta üflemelilerle iyi kaynaşır. Başka çalgılardaki temaları katlamak, gerekirse arka plandaki armonileri sağlamak ve eşlik figürlerini seslendirmek klarnetin yapabileceği en önemli görevlerdir.

 

Gördüğünüz gibi Wikipedia klarnet hakkında uzunca bilgi vermektedir. Klarnet günümüzde her türlü ortamda kullanılmaktadır. Düğünler olsun, orkestralar olsun yeri önemlidir. Bu enstrüman hakkında başka sitelerden de elde ettiğimiz bilgiler şu şekildedir.

Nasilkolay

Klarnet, sert ve dayanıklı ağaçlardan yapılan, gövdesi silindir biçiminde, üflemeli bir çalgı türüdür. Diğer adı gırnata olan klarnet genellikle de abanoz ve sedir ağacından yapılmaktadır. Klarnetin, sert kauçuk olan ebonitten ve metalden de yapılanları vardır.

Klarnetler; Kafalık (Bek), Fıçı (Barel), Üst gövde, Alt gövde, Kalak (Pavillon) olmak üzere beş farklı parçanın birleşmesi ile oluşur. Klarnetin gövdesinde bulunan ses deliklerini açmaya ve kapatmaya yarayan metal bir mekanizma mevcuttur. Kalak bölümü ise obuaya göre daha geniştir. Kamış parçası özenle yontulup, biçimlendirilir ve üzerine ağızlık takılır. Klarnetin kamışı tek kanatlıdır. Klarnetin üflenmesi ile titreşime geçirilen kamış, boru içindeki havayı titreştirir. Bu şekilde ses elde edilir. Klarnet, sol eli yukarıda ve sağ el aşağıya gelecek şekilde az bir eğimle aşağı doğru tutulur. Klarnetin, gürlük kontrölü açısından çok yetenekli bir çalgı olması, en önemli özelliklerinden biridir. Bir diğer özelliği ise çok kısık ve çok gür sesle çalınabilmesidir. Klarnet, çeviklik bakımından flüte çok benzemektedir.

19. yüzyılda Chalumeau (Şalümo) adıyla orkestralarda kullanılan nefesli saz, Denner adlı çalgı yapım ustası tarafından geliştirilerek bugünkü halini almıştır. 18. yüzyılda keşfedilen klarnetin oda orkestralarına dahil edilmesinde ve yaygınlaşmasında Mozart’ın büyük rolü olmuştur. 1600’lü yıllarda 1,5 oktav ses genişliği veren klarnet, Mozart’ın konçertosunda yumuşak ve koyu sesiyle dinleyenleri büyülemiştir. Bu yıllarda klasik, caz ve pop orkestralarının vazgeçilmez sesi olan klarnet, bugün konservatuarlarda ve müzik literatüründe yerini almıştır.

Klarnetlerden sadece dört tanesi sürekli olarak orkestrada kullanılır. Bunlar; Mi bemol küçük klarnet, La klarnet, Si bemol klarnet, Si bemol bas klarnettir. Orkestra içinde hızlı, parlak ve etkileyici pasajlardan geniş duygusal ve yumuşak ezgilere kadar geniş yelpazede görev alır. Duru, yumuşak ve parlak ses rengi diğer tahta üflemeli çalgılarla iyi kaynaşır. Klarnetin en önemli görevleri; diğer çalgılardaki temaları katlamak ve gerektiğinde arka plandaki armonileri sağlayıp, eşlik figürlerini seslendirmektir.

Dünyaca ünlü klarnet virtüözleri Woody Allen, Sarah Elbaz, Alain Damiens ve Giora Feidman’dır. Türkiye’de ise klarnet dendiğinde ilk akla gelen isimler, eskilerden Mustafa Kandıralı, son yıllarda ise Bülent Altınbaş, Hüsnü Şenlendirici, Göksun Çavdar, Serkan Çağrı ve Tolga Akşit’dir.

Kaynakça: Wikipedia, Nasilkolay

Bu bilgileri faydalı buldunuz mu? Eklemek veya düzeltmek istediğiniz bir yer mi var? Yorumlarda bizimle iletişime geçin!

Akordeon

akordion

Akordeon

Akordeon, akordiyon, akordion olarak bilinmektedir. Şimdi bu müzik aletini inceleyelim.

Wikipedia

Akordeon,akordiyon ya da akordion, bir körüğü harekete geçirmekle yaratılan hava akımının etkilediği serbest metal dillerinin titreşmesiyle ses çıkaran havalı çalgıdır.

Bir ya da iki kılavuz ile bir körükten oluşan akordiyonda, serbest metal dillerin titreşmesi, klavyenin tuşlarına basmakla sağlanır.

Akordeon’un ilkel şeklinin 1822’de Berlin’de Christian Friedrich Ludwig Buschmann tarafından icat edildiğine inanılır. Ama yakın zamanda akordeon olarak adlandırılabilecek bir enstrümanın 1816’da veya daha önceki bir tarihte NürnbergliFriedrich Lohner tarafından kullanıldığı saptanmıştır.

Akordeon ismine ilk patent ise 1839’da, Viyanalı org ve piyano yapımcısı Cyrillus Demian tarafından günümüzdeki akerdeona çok da benzemeyen tek klavyeli küçük bir çalgı alındı. Kısa sürede, birçok firma bu yenin çalgının üretimine girişti. “Diyatonik akordeon” denilen ve diyezli ya da bemollü sesleri veremeyen bu çalgı, köylere kadar yayıldı. 1880’de,iki klavyeli kromatik akordeon gerçekleştirildi. Diyezli ve bemollü sesleri de verebilen bu yeni akordeon, kısa sürede çok tutundu. 1940’da daha da gelişti ve konser akordeon adını aldı. George Auric ve Jean Françaix gibi besteciler bu çalgı için birçok parça besteledi.

Bununla ilgili olarak bir başka araştırmamızda şu şekildedir;

NKFU

Akordiyon (Akordeon); metal dilcikleri olan, körüklü ve klavyeli çalgıdır.

Akordiyonda ses, körüğün açılmasıyla emilen havanın körük kapanırken çalgıdaki metal dilciklere çarpmasıyla oluşur. Çalgının klavyeleri uyumlu seslerin elde edilmesini sağlar. Klavye tuşlarının her biri metal dilciklere bağlıdır. Tuşlara basınca, bunlara bağlı olan metal dilcikler açılır ve hava akımıyla titreşerek ses verirler. Çalgı iki elin birlikte hareketiyle çalınır. Kayışla omuza asılan çalgının çalınması sırasında sol el körüğü açıp kapatırken bas düğmelerine de basar. Sağ el parmaklarıyla ise, sayısı 10 ile 16 arasında değişen bir sıra tuşa basılarak istenilen düzenli sesler elde edilir. Bas sesler melodiye eşlik ederek akort tutar. Çalgının çalışması sırasında her iki elin de uyumlu hareket etmesi gerekir.

Akordiyonun atası Hçekel’in yaptığı hyyshamonika adlı çalgıdır. Bu çalgıyı geliştiren Eschenback ve Christian Dietz, aeoline ve aerophone adlı iki çalgı yaptılar. 1822’de Buschmann’ın handaolin adı verilen el armonikasından sonra, 1827’de C. Buffet çalgıya bugünkü biçimini verdi; 1872’de akordeon adını aldı. Akordiyon Türkiye’de, özellikle Artvin yöresinde çok kullanılan bir çalgıdır. Yöre halkı bu çalgıya fisgarmoni adını vermiştir.

Olarak ifade edilmektedir.

Kaynakça: Wikipedia, NKFU

Bu bilgileri faydalı buldunuz mu? Eklemek veya düzeltmek istediğiniz bir yer mi var? Yorumlarda bizimle iletişime geçin!

Saksafon

saksafon

Saksafon

Saksafon üflemeli bir müzik aleti olup 1846 tarihinde patenti alınıp üretilmeye başlanmıştır. Özellikle caz alanında kendinden söz ettirmektedir.

Wikipedia

Saksofon, veya saksafon; çoğunlukla koni ve “S” biçiminde pirinçten üretilen, ağzındaki kamış vasıtasıyla ses çıkaran bir çalgıdır. 1840’li Yillarda, Adolphe Sax tarafından tasarlanmıştır. Saksofon genellikle pop ve caz müziği ile ilişkilendirilse de, önceleri klasik batı müziği ve ordu müziği çalgısı olarak tasarlanmıştı.

Saksofon, 1840’ların başında Paris’de yaşayan Belçika’lı müzik aygıtları yapımcısı ve klarnetçi Antoine-Joseph ‘Adolphe’ Sax tarafından tasarlandı. ‘’Saksofon’’ adı da “sax’ın sesi” anlamını taşır. Sax’ın 1846’da patentini aldığı konusunda değişik görüşler öne sürülse de, en olası olanı, ophicleide çalgısına klarnet ağızlığı eklenmesiyle ortaya çıktığıdır. Gerçekten de sax, babasının klarnet ve ophicleide üretilen fabrikasında yıllarca çalışmıştır.

Sax’ın 1846’da aldığı patentten sonraki yirmi yıl boyunca, saksofon yalnızca Sax’ın fabrikasınca üretildi. 1866’de, patent süresinin bitiminden sonra saksofonda öteki üreticilerce birçok değişiklik yapıldı.

Saksofon topluluğunun, en büyüğünden en küçüğüne on üyesi; kontrabas, bas, bariton, tenor, C-ezgi, alto, F mezzo-soprano, soprano, C soprano, sopranino saksofon olarak sayılabilir.

Soprano, Alto, Tenor ile Bariton saksofonlar en çok kullanılan saksofonlardır. Bazı orkestralarda arada sırada Bas saksofonun da kullanıldığı olur.

saksofon çalmaya yeni başlayanlar genellikle alto saksofondan başlayıp, deneyim kazandıktan sonra tenor ya da bariton ile çalmayı sürdürürler. Alto saksofon özellikle klasik batı müziği alanında tutulur. Çalması daha zor olan sopranoise 1960’lardan sonra caz müziğinde belli ölçüde yaygınlaşmıstır. Bas, sopranino ya da kontrabas saksofonlar günümüzde üretilse de, büyük saksofon orkestraları dışında ender olarak kullanılırlar ve daha çok özel ilgi duyanlara seslenirler.

Caz (jazz ) demişken bu müziği atlamak olmaz. Herkesin bildiği Louis Armstrong – What a Wonderful World . Hızlıca ulaşmak için tıklayınız.

 

Kaynakça: Wikipedia

Dombıra

dombira

Dombıra

Dombıra son zamanlarda duyduğunuz bazı siyasi partilerin seçim müziklerinde kullandığı müzik adı değildir (Burada kasıt ettiğimiz kelimenin anlamıdır.). Dombıra asıl olarak bir telli çalgıdır.

Wikedia

Dombıra, nadiren Türkiye’de, yaygın olarak Tataristan, Çin gibi Türklerin yaşadığı tüm ülkelerde ve en çok Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Afganistan gibi Orta Asya ülkelerinde yaygın bulunan kadim bir telli çalgıdır.Tezeneli çalgılar grubuna dahildir. Dombıra Orta Asya’nın diğer kadim telli çalgılarıyla ortak özelliklere sahiptir.

Farklı bölgeler arasında çeşitlilik gösterir. Telleri geleneksel olarak liflerden yapılsa da, modern dombıralarda genellikle naylon teller kullanılır.

Gövdesi ahşaptır. Türkistan’a ait dombıralarda perde bulunmaz. Tek parça odundan oyularak sapı ve gövdesi yapılır. Çalınırken genellikle gövdesine vurularak ritimler elde edilir. Aletin sırtında ses çıkması için küçük bir delik bulunur. Dışı vernikleme, cilalama gibi kaplamalar yapılmaz.

Bu şekilde ifade edilmiştir. Dilerseniz bir diğer kaynağımız olan “Nedir” sitesine bakalım.

Nedir

Dombıra nedir?

Dombıra diğer adıyla Dutar; Eski bir Türk çalgısı. Kazak türklerinin mahalli çalgısıdır. Ayrıca Nogay Türkleri tarafından yoğun olarak kullanılır.

Tezeneli çalgılar grubuna dahildir. Dombıra orta asyanın diğer kadim telli çalgılarıyla ortak özelliklere sahiptir.

Dombıra türleri nelerdir?

Farklı bölgeler arasında çeşitlilik gösterir. Telleri geleneksel olarak liflerden yapılsa da, modern dombıralarda genellikle naylon teller kullanılır.

Gövdesi ahşaptır. Türkistana ait dombıralarda perde bulunmaz.Tek parça odundan oyularak sapı ve gövdesi yapılır. Çalınırken genellikle gövdesine vurularak ritimler elde edilir. Aletin sırtında ses çıkması için küçük bir delik bulunur. Dışı vernikleme, cilalama gibi kaplamalar yapılmaz.

Armudi bir teknesi, çam ağacından göğsü ve perdeli sapıyla küçük bir dutarı andırır. Boyu 80 – 100 cm kadardır. Abay ve Cambıl dombırası olmak üzere iki türü vardır.

Şeklinde ifade etmişler.

 

Kaynakça: Wikipedia , Nedir

Kanun

kanun

Kanun Nedir? Kanun Müzik Aleti Nedir?

Kanun, Farabi tarafından icat edilen telli bir müzik aletidir. Dilerseniz uzatmadan araştırmalarımızın sonuçlarına geçelim.

Wikipedia

Kanun, Türk bilginlerinden Farabi tarafından icat edilmiş, telli çalgı aleti. Antik çağda Mısır ve Sümerliler tarafından kullanıldığını gösteren bazı tarihi belgelerden bașka eski bir Arap rivayetine göre de kanunu İbn-i Hallegan’ın icat ettiği ve bu bilginin Horasanlı Bernek ailesinden olup Musul’un Türklere meskûn İbril șehindr doğduğu söylenmektedir. (13.asır)

24 veya 27 perdeli bir sazdır. Her bir perdedeki sesi 3 tel tınlatır. Bu yapısıyla klavsenin ses sistemine benzer. Telleri özel olarak müzik aletleri için üretilmiş naylon teldendir. İlk evrelerinde naylon tel yerine bağırsaktan yapılan kiriş teller kullanılmıştır.

Göğüs tahtası çoğunlukla çınar ağacından, alt tabanı ıhlamur veya sıkıştırılmış kontrplaktan, burgu tahtası yumuşak bir ağaç olan ıhlamurdan, burgular gül, şimşir veya abanoz gibi sert ağaçlardan yapılır. Üç telden oluşan her perdede diyez, bemol ve koma sesleri ayarlayabilen mandallar vardır.

Kanun kullanım amacına göre 24-25-26 sesli olarak yapılır. Bunun karşılığı 3.5-4 oktavdır. İnsan sesiyle birlikte icra edilen tüm sazlar bu aralıktadır. Zaman zaman 36 sesli Arap Kanunu diye anılan sazlar yapılmış olsa da hangi amaca hizmet ettiği anlaşılamamıştır.

Türk sanat müziğinde kullanılan profesyonel kanun 26 perdeli olup her perdeye üçer tane tel takıldığı hesaplanırsa toplam 78 tellidir. Bu tellerin kalınlığı yukarıdan aşağı doğru; 0.60 mm. 0.70 mm. 0.80 mm. 0.90 mm. 1.00 mm. 1.10 mm. 1.20 mm. çapındadır.

Kanunda kullanılan tel, petrokimya tesislerinin kuruluşuna kadar, kuzu bağırsağının kurutulup bir takım işlemlerden geçirilmesi sonucu değişik kalınlıklarda üretilmekteydi. Ancak petrokimyanın kuruluşundan sonra bu sanayi dalının üretimi olan ‘naylon-6’ hammaddesinden elde edilmektedir.

Şeklinde wikipedia kaynakları ifade etmektedir. Bu konu açıldığında Farabi gibi üretken bir insanı açıklamamak olmaz tabii. Farabi hakkında bilgileri öğrenmek için buraya tıklayabilirsiniz. Daha fazla bilgi vermek isteriz. Ancak bu bilim adamı bir çok icadı vardır.

Bir başka bulduğumuz bilgiyide size aktarmak isteriz.

Bilgiustam

Ortadoğu ülkelerinde ve özellikle Türkiye’de orkestraların vazgeçilmezi olan, telli çalgılar grubunda yer alan, hoş bir sese ve tını’ya sahip enstrümandır. Tarihe bakıldığında Kanun’dan daha hoş seslere sahip telli çalgılar mevcuttur. Özellikle Mısır Uygarlığı ve Sümerliler bu isimler arasında yer almaktadır. Rivayet’e göre; Ünlü bilgin Farabi’nin telli çalgılardan yola çıkarak Kanun’u ortaya çıkardığı söylenmektedir.

Farabi’den sonra yaygın olarak Araplar tarafından kullanılan Kanun, Santur ve Klavsen ile aynı grup içerisinde yer alır diğer bir tabirle akraba olarak bilinir. Ülkelere göre ve müzik seçimlerine göre Kanunlarda değişen tek şey tel sayısıdır, bu da tını’yı ya da tonlamaları hiçbir şekilde etkilemez yalnızca müzisyen’e daha fazla seçenek sunmaktadır. Dik ve yamuk bir gövdeye sahip olan bu enstrüman ahşap olarak üretilmektedir. Dik kenara bitişik üzeri özel bir deri ile kaplanmış daha doğrusu gerilmiş bir bölüme sahiptir. Teller gerilerek eğik kenardaki burgulara bağlanır, bu burgular telli enstrümanların genelinde mevcuttur ve akord işlemi bu bölgelerden yapılmaktadır. Tellerin boyu yamuk bir gövdeye sahip olan Kanun’da kısa ve uzun olarak şekillenir bu da tını konusunda farklılıklar yaratmak içindir. Sizlere ilginç bir bilgi sunacak olursak; Eskiden teller bağırsaktan yapılmaktaydı fakat günümüzde özel olarak üretilen naylonlardan yapılıyor… Kanunda diğer telli çalgılara nazaran farklı bir sistem vardır. Özel mandallar sayesinde aynı tel pes ve tiz tonlara çok daha farklı şekilde ulaşabilmektedir. Bu özellik sayesinde diğer telli çalgılardan bir adım önde yer alıyor diyebiliriz.

Nasıl Çalınır?
Kanun, klasik bir biçimde yani; Oturarak ya da bağdaş kurarak çalınan bir enstrümandır. İki elin yüzük parmağına takılan metal mızrap adı verilen alet ile tellere dokunularak çalınır. Sesleri ayarlamak adına mandalları indirmek ya da kaldırmak gerektiğinde bir elle çalma işlemi devam ederken diğer elle de ses ayarı kolayca yapılır. Kanun çalan kişiye Kanuni adı verilmektedir. Türk müziği topluluklarının vazgeçilmez enstrümanlarından olan kanun akordunun bozulmaması ve tel sayısının fazlalığı sayesinde ses ve akord konusunda sıkıntı yaşatmayan ve sabit sesli enstrüman olarak bilinir. Önemli bir bilgi sunacak olursak; Diğer tüm enstrümanların akordu Kanun’a uydurulur.

Kanun Hakkında Genel Bilgiler
17. yy’da bir süre kullanılıp, çalındıktan sonra beklediği ilgiyi göremeyen bu enstrüman, Kanuni Hacı Arif Bey ve eserleri sayesinde beklediği ilgiyi görmeyi başarmıştır ve Arif Bey sayesinde günümüzdeki önemini kazanmıştır. Kanun, 3.5 oktavlık bir ses aralığına ve genişliğine sahiptir bu özelliğiyle de farkını ortaya koymayı başarmıştır… İşçilik konusunda çok fazla sıkıntı yaratan bir enstrüman değildir, herhangi bir marangoz tarafından kolayca hazırlanabilecek bir gövde yapısına sahiptir. İşlenecek ağaç bu noktada büyük önem arz eder. Gövde kısmından sonra tellerin gerilmesi, mandallar ve deri’nin gerilme işlemi ise ustalık ve hüner isteyen bir iştir. Enstrüman’ın sağ tarafında oğlak derisi ile kaplı farklı 4 bölüm mevcuttur. Farklı bölümler ses konusunda enstrümana ayrı bir ahenk ve tını kazandırmaktadır. Tarihi geçmişine bakılacak olursa özellikle saraylarda kullanılan kanun, hanımların da o dönemlerde çalması ve eserlerini sunması sebebiyle estetik bir görüntü kazanmıştır.

Çok güzel bir anlatım olmuş. Emeklerinden dolayı bilgiustam ekibini tebrik ediyoruz.

 

Kaynakça: Wikipedia , Bilgiustam

 

Tar

tar

 

TAR

Tar genel olarak Asya coğrafyasında kullanılan telli bir çalgıdır. Zaten adı da buradan gelmektedir. Tar yani farsçada te ve ra harflerinden oluşmakta. Tel anlamına gelmektedir.

Dilerseniz aşağıdan araştırmalarımızı okuyabilirsiniz.

 

Wikipedia

Tar, uzun saplı; İran, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve kısmen Türkiye‘de kullanılan telli bir çalgıdır. Tar (تار) kelimesi, Farsça’da “tel” anlamına gelir.

Günümüzde İranlılar ve Azerbaycanlılar bu çalgının kendi kültürlerine ait olduğunu iddia ederler. İran tarı, beş tellidir. Derviş Han, tara altıncı bir tel daha eklemiştir. Azerbaycan tarı ise farklı çeşitte olup, on bir telden oluşur. Türkiye’de de Azerbaycan tarı çalınmaktadır. 19. yüzyılda Azerbaycanlı tarzen Mirze Sadıgcan devrim yaparak tarı diz üzerinden göğüs üzerinde çalınabilecek şekilde yeniden tasarlamıştır.

Bu müzik aleti için kulturbellek sitesi şu şekilde anlatmıştır;

Kulturelbellek

Tar nedir, özelliği nedir, Tar müzik aleti nasıl kullanılır, Tar hakkında bilgi

Anadolu’nun kuzeydoğu yöresi ile Azerbaycan’da çalınan bir sazdır. Azeri müziğinin önemli bir çalgısı olan Tar’a genellikle koltuk davulu ve kemençe eşlik eder.

Tek başına da çok büyük zevk veren, ses ve tını özelliği vardır. Göğüsle çalınan Tar, iki teknenin birleşmesinden meydana gelmiştir.

Kaplumbağa kabuğundan yapılan ve “Bağ” adı verilen bir mızrapla çalınan tarın dörtlü aralıklarla akord edilen ikişerden üç teli bulunmaktadır. Bu tellerin haricinde karar sesine göre akord edilebilen “Dem Telleri” vardır.

Dut ağacından yapılmış olanı makbul olan Tar, gövde-sap-kelle olarak ayrılır. 9 burgusu vardır. Ahenk telleri 5 tanedir. Akordu (do-sol-do-sol-sol-do) dur.

 

Kaynakça: Wikipedia , Kulturelbellek

ney

NEY

NEY

Ney genel olarak tasavvufi yapısı ile bilinmektedir. Genel olarak tasavvufta kullanılsada son zamanlarda diğer alanlara’da yayılmıştır.

Ney hakkında araştırdığımı ve elde ettiğimiz bilgiler şu şekildedir. İlk olarak TRT’nin yayınlamış olduğu bir belgeselle başlamak isterim.

Bu belgeseli youtube adresinden’de izleyebilirsiniz.

Wikipedia

Ney, Hasht Behesht PalasIsfahan, Iran, 1669.

Ney (Farsça: نی; Arapça: ناي‎; Türkçe: ney; diğer: nai, nye, nay, gagri tuiduk, ya da karghy tuiduk), üflemeli çalgıdır. Kaşgarlı Mahmut, Divân-ı Lügati’t-Türk adlı Türk kültür ve dilini anlatan eserinde, Sagu denilen, “Erler” için düzenlenen, ölüm, erdem ve acıları anlatan tören’lerde kullanıldığını aktarmıştır.

“Ney”, yakın zamanlarda Farsça‘ya geçmiş olup veya nay (kamış) adını almıştır. Arap toplumunda da üflemeli çalgıların hemen tümü için kullanılan mizmâr sözcüğü ise, (nefes borusu, ses organı anlamında) ney için de kullanılmıştır. Türkçede ise hemen her zaman ney olarak anılmıştır. Kavimler Göçünden çok eski zamanlardan kalan, Runik Harfler’in aslının henüz anlaşıldığı; Proto Türk Yazıtları zamanından kaldığı düşünülen kültür‘izleri gibi miras kalmış olan, çok az kültürel öğelerin devamı olarak ise, bugünkü Romanya’da nayu olarak adlandırılır..

Sümer toplumunda MÖ 5000 yıllarından itibaren kullanıldığı sanılan bu çalgıya ait elimizdeki en eski bulgu, MÖ 3000-2800 yıllarından kalan bugün Amerika’da Philadelphia Üniversitesi Müzesi’nde sergilenen neydir. Çalgının o dönemlerde de dinsel törenlerde kullanıldığı sanılmaktadır.

Günümüzde ney, Türk sazı olarak anılmaktadır ve tasavvuf müziğinin bir simgesi haline gelmiştir. Bir müzik aleti için kullanılan çalmak yerine, Ney için üflemek tabiri kullanılır. Burada üflemenin mecazi bir anlamı vardır. Kaynağını İslam’da Allah‘ın insanı yaratırken ruhu üflemiş olmasından alır. Bu mecazdan etkilenilmesini sağlayan bir unsur da; flüt çalarken “Tü”, yan flüt için “Fü” seslerinin ağızdan çıkması gibi ney üflenirken ağızdan “Hû” sesi çıkarılmasıdır. Hû, tasavvufta “O” demektir.

Olarak anlatılmaktadır. Turkcebilgi adresinde şu şekilde anlatılmaktadır.

Turkcebilgi

Klasik Türk musikisindekinefesli sazlardan biri. Bu musikideki ahenkler, ney’e göre yapıldığı için önemi büyüktür. 12 çeşidi vardır.Çok etkili bir sesi olan ney, sarı budaklı bir çeşit kamıştan yapılır. Delikleri kızgın demirle açılır. Neyler küçüldükçe sesleri incelir. Kaim seslilerin çalınması için kuvvetli nefes ister. Ney çalanlara neyzen denir.

 

Genel olarak ney çok dinlendirici bir sese sahiptir ve huzur vermektedir.

Kaynakça:

Wikipedia , Turkcebilgi

 

 

 

baglama

Bağlama

Bağlama (SAZ)

Bağlama halk arasında saz olarak geçmektedir. Ancak saz bir kategori gibidir. Yani bu kategorinin içinde bağlamada yer almaktadır. Saz’ın diğer türlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Bağlama genel olarak 7 tellidir. Yaptığımz araştırmalara göre ise şu bilgileri elde ettik.

Wikipedia

Bağlama, ya da saz Türk Halk Müziğinde yaygın olarak kullanılan telli tezeneli bir çalgı türüdür. Yörelere ve boyutlarına göre kopuz, cura, saz, çöğür, dombra, ikitelli, tambura, tar gibi değişik isimlerle tanınır.

Kullanılan tekniğe göre mızrap veya parmaklar ile çalınır. Parmaklarla çalma tekniğine şelpe ve dövme denir. Genellikle altta iki çelik ile bir sırma bam, ortada iki çelik ve üstte bir çelik ile bir sırma bam teli olmak üzere toplam 7 tellidir. Tezene ile çalınır. Her ne kadar THM de bağlamalar geleneksel adlarıyla anılarak ve akustik bilmi dışında ustaların ölçülerine göre üretiliyor olsa da bu konuda bizim de sazımızın evrensel normlara taşımak için 4.oktavın Do su ile başlayıp 131,87Cm tel boyuna sahip 261,63 Hz C sesine akord edilen den başlayarak (Divan denebilir) yarım ses aralıkları ile tel boyu küçülen frekansı yükselen örneğin 4.oktavın Fa bağlaması için 98,79 Cm tel boyu olmalı ve 348,23 Hz e ayarlanmalı gibi. Bu değerler bağlama üretiminde Norm kabul edildiği zaman herhangi bir (aynı ses adına sahip örneğin A4) bağlama ile diğer bir batı enstrümanı arasında sesfrekans farkı ve transpozisyon kalmayacak herkes kendi kulağının veya sesinin sazını alanilme şansını yakalayacak THM de evrensel bir müzik olarak dünyayla bütünleşecektir

Olarak belirtilmektedir.  Yaptığımız diğer araştırmalar ise şu şekildedir;

Bilgiustam

Türk halk müziğimizin hemen hemen her bölgesinde en sık kullanılan genelde yedi ve 9 telli, mızrap(tezene) ile çalınan ses genişliği yaklaşık iki oktav olan, tahta telli çalgıya bağlama denilir.Bağlamanın atası olarak Kopuz gösterilmektedir. Bu iki çalgı da gerek çalım gerek şekil itibari ile birbirlerine oldukça benzerdir.

Bağlama sözcüğünün ilk olarak 18. yüzyılda kullanıldığı tahmin edilmektedir. Çalgının adının, sapında bulunan perdelerin ve tellerin bağlanmasından esinlenerek konulduğu düşünülmektedir. Bağlama kısaca; armudu andıran tekne ( gövde), teknenin üzerine yapıştırılan göğüs ve sap kısımlarından oluşmaktadır. Göğüs kısmında bulunan orta eşik ile sap kısmında bulunan üst eşik üzerine gerilen teller, yine sap kısmında bulunan burgular yardımı ile akort edilmektedir. İlk önceleri kiraz kabuğundan yapılan tezeneler, günümüzde plastikten yapılmaktadır.

Bağlamaya saz da denilmektedir ancak bu yanlış bir adlandırmadır. Saz, isim olarak bütün enstrümanların genel adı olarak kullanılan bir sözcüktür. Bağlama, telli sazlar grubunun sadece bir üyesidir, tıpkı ud ve gitar örneklerinin de olduğu gibi…

Bağlama ailesi kendi içerisinde çeşitli boyutlarda bulunmaktadır. Bunlar büyükten küçüğe doğru; Meydan Sazı, Divan Sazı, Çöğür (Bağlama), Bozuk, Cura ve İkitelli sazlarıdır.
Meydan Sazı: 12 telli bir çalgı olan meydan sazına 12 telli de denilmektedir. Bas sesi veren, bam tellerinden daha kalın olan tellere bambam adı verilmektedir. Bağlama ailesinin en bas sesli çalgısıdır. Klavyesinin uzunluğu ve enstrümanın büyüklüğü nedeniyle günümüzde kullanımı azalmıştır.
Divan Sazı: Meydan sazının bir boy küçüğü olan divan sazında, üçerli gruplar halinde 9 tel bulunmaktadır. Bas ve dolgun bir tınıya sahiptir. Her ne kadar bu iki çalgı ayrı gruplarda olsa da, bazı müzikologa göre; Meydan Sazı ve Divan Sazı aynı çalgı olarak kabul görmektedir.
Çöğür ( Bağlama): Bağlama ailesinin en sık kullanılan çalgısıdır. Genel olarak, alt tel grubunda 3, orta ve üst tel gruplarında 2’ şer adet, toplam 7 telli bir çalgıdır. Perde sayısı,17 ile 22 arasında değişkenlik gösterebilir. Günümüzde sık kullanımından dolayı; bağlama, kısa sap bağlama olarak ta bilinmektedir. Hatta pek çok müzik literatüründe bu isimlere rastlamak mümkündür.
Bozuk: Ege ve Akdeniz bölgelerinde kullanılan bu çalgının tel ve perde sayısı bağlama ile aynıdır. Yunanistan halk çalgısı olan Buzuki’den bir farkı olmayan çalgı günümüzde çok nadir olarak kullanılmaktadır.
Cura: Bağlama ailesinin en küçük üyesidir. 3- 4 telli olarak kullanımları mevcuttur.
İkitelli: Anadolu’nun en eski çalgılarından olan ikitelli, curadan biraz daha büyüktür. Adından da anlaşılacağı üzere 2 telli bir çalgıdır. Nadir kullanımı olan, unutulmaya yüz tutmuş çalgılarımızdandır.

Bunlara ek olarak, Arif Sağ’ ın ortaya çıkardığı, bas bağlama; bas gitar telleri kullanılarak daha geniş bir klavye üzerine yerleştirilen 4 telli bir çalgıdır. Bozuk düzen olarak çalınan bu çalgı ayrı bir renk olarak kullanılmaktadır. Talip Özkan, Arif Sağ, Orhan Gencebay, Erdal Erzincan, Erol Parlak, İsmail Tunçbilek, İsmet Topçu, ülkemizdeki önemli bağlama virtüözlerinden bazılarıdır.

Bu siteden alınan bilginin devamı için burayı tıklamanız yeterli olucaktır.

Nkfu adresi ise şu şekilde bahsetmiştir.

Nkfu

Bağlama; Anadolu’ya özgü halk müziği çalgısıdır. Tekne, göğüs ve sap olmak üzere üç bölümden oluşur. Kiraz ağacı kabuğundan yapılan bir mızrapla (tezene) tellerine vurularak çalınır. Tekne genellikle dut kütüklerinden oyulur, ardıç ağacından sap takılır. Her biri çift takılı üç tellidir. Genellikle üst tel mi, orta tel re, alt tel lâ sesi verir. Meydan sazından ufak, curadan büyüktür. Uzunluğu genellikle 72 cm’dir. Daha çok oturarak çalınır. Meydan sazı ve cura gibi çöğür, ıklığı, tanbura ve bağlama ailesindendir. Bağlamanın Orta Asya’da Türkler arasında günümüzde de yaygın olarak çalınan kopuzun değişik bir biçimi olduğu kabul edilir. Son zamanlarda elektronik bağlama da yapılmıştır.

Genele olarak bağlama geçmişten günümüze gelmiş bir çalgı türüdür. Hala müziklerde kullanılmaktadır.

 

Kaynakça:

Wikipedia , Bilgiustam , Nkfu

ud

UD (UT)

UD (UT)

Yaptığımız araştırmalara göre bazı kaynaklarda ud, bazı kaynaklarda ut olarak geçmektedir. Ancak aslı ud’tur.

Yine google yaptığımız araştırmalarda ud hakkında şu verileri elde ettik.

 

Wikipedia

Kimi kaynaklarda udu Farabi’nin icat ettiği söylenir, ancak Farabi’den çok önce minyatür ve kabartmalarda ud ve benzeri çalgılar bulunur. Farabi’nin mucit olarak algılanmasının esas sebebi uda hakim bir müzisyen olması ve uda getirdiği akort sistemidir. Döneminde ud hakkında en kapsamlı bilgiyi verenlerden biri olan Farabi, o döneme kadar 4 telli bir saz olan uda 5. teli eklemiştir.[1] Ud hakkýnda Farabi’den İbni Sina (980/1037) Kitabu’ş Şifa adlı eserinde en meşhur aletlerden biri olduğunu söyler. Akordu ve ses aralıkları gibi teknik bilgileri, şekillerle anlatır. 10. yüzyılda İhvan-ı Safa risalelerinde musiki aletlerinden bahsedilirken bunların en güzel olanının ud olduğu belirtilir.[2].

Şeklinde bir paragraftan bahsederken şu görseli de bizlerle paylaşıyor ;

farabi_ud

Bu çizim Farabi’nin ud çizimi olarak geçmektedir. Farabi hakkında daha fazla bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Turkcebilgi.com

Türkiye’nin yanı sıra, Tunus, Fas ve Cezayir de dahil olmak üzere bütün Arap ülkelerinde, İran’da ve Ermenistan’da aynı adla kullanılan iri gövdeli, kısa saplı telli bir çalgıdır. (İran’da “barbat” adıyla da bilinir ve Avrupa’nın “Lavta”sına benzer)

Bugün Türkiye’de kullanılan “ud”un, diğer ülkelerdeki “ud”lardan hemen hiçbir yapısal farkı yoktur. Anacak şunu da belirtmek gerekir ki, Arap “ud”larının gövdeleri genellikle biraz daha iridir ve göğüslerinde de çoğunlukla, iki küçük bir büyük delik yerine tek büyük delik vardır. Gerek Türk, gerek Arap, İran, Ermeni ve Yunan (uti) “ud”larında, bu dairesel göğüs delikleri birer gül ile süslenir. “Ud”, bugünkü yapısını, bir iki küçük değişiklik dışında, yaklaşık bin yıldır korumaktadır. Çalgının insan kucağını dolduran büyük armudi gövdesini, 20 kadar hilal biçimli ahşap dilim oluşturmaktadır. Kısa, yassı sap, bir takoz aracılığıyla gövdeye takılır. Burguluğa doğru daralan sapın, gövde ile birleştiği yerdeki genişliği yaklaşık dört parmaktır. Sapla yaklaşık 45 °’lik bir açı yapan burguluk, belli belirsiz bir S çizer ve burgular, buna yandan girer. Bam teli dışındaki beş tel ise çifttir. En alttaki iki çift, eskiden bağırsaktan yapılırken günümüzde ise misinadan üretilmektedir. Diğer teller, ipek üstüne gümüş veya bakır sargılıdır. Her tel, doğrudan göğse yapışık tel takozundan ( “ud”da bu aynı zamanda ana eşiktir) çıkar, burgulukta sapın birleştiği yerdeki baş eşikten aşarak kendi burgusuna sarılır. “Ud”un göğsü, yaklaşık 1 milim kalınlığında, ladin ağacından düzgün elyaflı bir levhadır. Göğsü alttan destekleyen çıtalara “balkon” denir. Balkonların yerleştirme düzeni, çalgının sonoritesi ile yakından ilgilidir.

Geçmişte tel olarak, kiriş ve içi ipek, dışı gümüş tel sarılı “sırma tel”ler kullanılırdı. Bugün kiriş tellerin terini naylon teller almıştır. “Ud” önceleri tavuk ve kartal kanadı ile çalınırdı. Bazı ustalar, sert köseleden ya da kiraz kabuğundan yapılmış mızraplarda kullanmışlardır. Günümde ise plastik mızraplar kullanılmaktadır.

Oturularak kucağa alınan “ud”un gövdesi, üstten sağ kol ve alttan sağ sıkıştırılarak tutulur, sağ eldeki mızrap ile çalınır. Tellere sol el parmakları ile basılır.

Daha önce de çeşitli dönemlerde kullanılmış olmakla birlikte, kesin olarak XIX. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı müziği çalgıları arasındaki yerini almıştır.

 

Şeklinde söz etmektedir.

Ud sesi ve tınısı çok güzel bir enstürümandır. Eski müziklerde sıklıkla rastlayabileceğiniz bir müzik aletidir.

Kaynakça

Wikipedia , Turkcebilgi